Alkolsüz içecekler denince ilk akla gelen içme suyudur. İçme suyu (kaynak suyu) yer altı kaynağından çıkan, tortusuz, renksiz ve tatsız sudur. İçilebilecek suda bu özelliklerden başka sağlığa zararlı bakteriler, yabancı maddeler de bulunmamalıdır. İçme sulan piyasaya şişe suyu, adı altında renksiz cam, pet şişe ve damacanalarla sürülebilir.

Maden suyu ise bir kaynaktan çıkan ve içinde çeşitli mineral maddeler ile radyoaktif maddeler bulunduran gazsız sudur.

Maden suyu sodası; içinde çeşitli mineral ve radyoaktif maddelerle birlikte karbon dioksit gazı bulunan sudur.

Soda, içme suyuna karbon dioksit gazı verilmek suretiyle hazırlanan yapay içecektir. İçme suyu olarak veya meyva suyu, şurup ve alkollü içkilere karıştırmak için kullanılır.

Maden suyu sodası renkli şişelerde piyasaya sürülür. Ağızları mantar veya benzeri madde ile kaplı metal kapakla kapatılmalıdır. İçerdikleri maddelerin .şişe etiketinde belirtilmesi mecburidir.

Su ve sodanın şeffaf kaplarda piyasaya sürülmesi gerekir. Suyun ağzı dış ortanı ile temasını kesecek şekilde plastik veya folyo kapakla kapatılmalıdır.

Gazlı İçecekler

Gıda Maddeleri Tüzüğüne göre gazlı içecek, içerisinde belli miktarda sitrik asit veya tartarik asit, şeker ve saf karbonik asidi ihtiva eden içilmeğe elverişli sularla yapılan içkiye denir. (Madde 443)

Türk Standartlarına göre gazoz (gazlı alkolsüz içecek); içilebilir özellikteki su ve izin verilen tat verici, asitlendirici, tamponlayıcı, stabilize ve emülsifiye edici, renkiendirici, oksitlenmeyi önleyici, köpük önleyici, aroma verici ve kimyasal koruyucu katkılarla tekniğine uygun olarak hazırlanan ve karbondioksitle yapay olarak gazlandırılmış olan içecektir. (TS 4080)

Gazozlar sun'i tatlandırıcılarla (sakkarin. duisin gibi) tatlandınlamazlar. S un'i esanslarla kokulandırılmazlar ve boyanamazlar. Sınıflarına gör saf ka-ramel ve tabii boyalarla renklendirilebilirler ve kokulandırılabilirier.

a. Gazozların Sınıflandırılması ve Özellikleri:

Gazozlar yapılmalarında kullanılan spesifik maddelere göre dört sınıftır:

(1) Meyveli Gazoz: İçerisinde en az % 6 meyve suyu ve % 7 şeker (sakkaroz olarak) içeren gazozdur. Yapımında kullanılan meyve suyuna göre portakallı gazoz, mandalinalı gazoz vb. olarak adlandırılır.

(2) Kola: Saf karamel ile renklendirilen, en az % 7 şeker (sakkaroz) litresinde en çok 0,6 gr. kola (fosforik asit Po4) ve 0,15 gr. kafein içeren gazozdur.

(3) Tonik: En az % 6 şeker (sakkaroz) ile litresinde en çok 90 miligram kinin tuzu veya narincin bulunan acı gazozdur. 'Hazırlanmasında meyve suyu kullanılıp kullanılmadığına göre sade, limonlu, greyfrutlu vb. çeşitlen vardır.

(4) Aromalı Gazoz: Aroma maddeleri ve en az % 8 şeker (sakkaroz) içeren gazozdur. Yapılışında kullanılan aroma maddelerine göre aromalı gazozlar
üç çeşittir:

- Meyve Aromalı Gazoz: En az % 2 meyve suyu ve yeteri kadar meyve aroması içeren gazozdur. Hazırlanmasında kullanılan meyve suyunun cinsine göre
çilek aromalı, böğürtlen aromalı, ahududu aromalı gazoz vb. isimlerle anılırlar.

- Bitki Aromalı Gazoz: Yapılışında çeşitli bitkilerin ekstra veya aroması kullanılan gazozdur. Sade gazoz olarak bilinir.

- Karışık Aromalı Gazoz: Değişik bitki ve meyve aromalarıyla hazırlanan sade gazozdur.

Kahve


Kahvenin anavatanı hakkında bugün artık tartışmasız kesin bilgilere sahibiz. Güney Etiyopya' nın yüksek yaylaları, yabani kahve bitkisinin doğal olarak yetiştiği bölgedir. Çok eski zamanlardan beri yerli halk bu bitkinin tanelerini un haline getirip bir çeşit ekmek yapıyordu.

Kahvenin Etiyopya' dan sonraki ilk durağı Yemendir. Daha sonra Arabistan yarımadasının iç kesimlerine yayılmış, 1511de Mekke' de Hayr Bey tarafından yasaklanmış, ardından büyük bir hızla Kızıldeniz ticaret yolunu izleyerek Nil vadisine ulaşmış, buradan da Kahire' ye girmiştir.

El-Ceziri' ye göre, kahveyi Yemene götüren kişi, Cemaleddin Ebu Abdullah Muhammed İbn Said' dir. Yemenin ticaret limanı Aden' de ikamet ettiği süre boyunca tarikat çevresiyle yakın ilişki kurmuş ve kahvenin yaygınlaşmasında öncü rol oynamıştır.

Mekke' de ulema tepkisine yol açarak yasaklanan kahvenin aynı dönemde Kahire sokaklarına taşan bir ilginin odağı haline gelmesi, serbestçe alınıp satılması, bu keyif verici içeceğin aynı zamanda ticari bir tüketim maddesine dönüştüğünün göstergesidir.

KAHVEYİ AVRUPA' YA TANITAN KİŞİ

Prospero Alpinus adlı botanikçi, 1580-1583 döneminde Venedik' in Mısır konsülü olan Giorgio Emonun bilimsel danışmanı sıfatıyla Akdeniz' in bitki örtüsünü araştırmak için Kahire' de kalmış ve burada Halil Bey adındaki bir Türk yöneticinin bahçesinde kahve bitkisini inceleme fırsatını bulmuştur. Alpinusun 1592de yayınladığı De Plantis Egypti Liber adlı kitabı, kahveyi Avrupa' ya tanıtan ilk bilimsel kaynak olarak kabul edilir.

Botanikçilerin kahvesi bilimsel açıdan ilginç bir bitkidir ama, insana keyif vermez. Bu keyfi ilk keşfedenler dünya nimetlerinden el etek çekmiş dervişler, bunu bütün insanlığa en geniş ölçekte yayanlar ise bu nimetlere adeta tapan tüccarlardır. Avrupa' nın kahveyi keşfetmesi, bir bakıma bilimsel merakın ötesinde, Ortaçağ baharat çılgınlığının miras bıraktığı doymak bilmez iktisadi pazarı besleyebilecek yeni bir tüketim maddesinin keşfi anlamına gelmektedir. Yakınçağ Avrupa' sının haz dünyasına, farklı bir zevk kültürü armağan eden bu esrarengiz içecek, 17. yüzyıldan itibaren artık Doğu-Batı ticaretinin tıkanmaya yüz tutmuş dolaşım sistemine, ihtiyacı şiddetle hissedilen taze kanı sağlayabilecek potansiyele sahiptir.

Kahve ticareti, 17 ve 18. yüzyıllar arasında Avrupa' da ki siyasi dengeleri belirleyen başlıca iktisadi ögelerden birisi olmuştur. İngiliz, Fransız ve Hollanda şirketlerinin birbirleriyle giriştikleri kıyasıya rekabet sonucu kahve üzerinden sağlanan zenginlik, artık Avrupa toplum hayatında bazı önemli dönüşümlere yol açıyordu.

AVRUPA' DA KAHVE İÇME ALIŞKANLIĞI

Avrupa' da kahve içme alışkanlığının ilk yerleştiği merkez Venedik olmuştur. 1615te Venedik' te açılan kahvehanelerin 1645e doğru bütün İtalya' ya dağıldıkları görülür. Kahve 1644te Marsilya' da, hemen ardından da Lyon' da dır. Fransa' nın iç kesimlerine doğru hızla ilerleyen bu önüne geçilemez alışkanlık, 1669da Türk elçisi Süleyman Ağa tarafından Paris sosyetesine tanıtılır.

BURJUVAZİYE SESLENEN MEKANLAR

1650de Londra' da İngiliz aristokratları tarafından beğeniyle karşılanan ve şöhretleri bugüne kadar ulaşan bir dizi kahvehane, 17. yüzyılın ikinci yarısında şehrin gündelik hayatındaki yerlerini almışlardır. Paris' te entellektüel faaliyetlerin merkezi haline gelen kahvehaneler, Londra' da daha farklı bir çevreye, yükselen burjuvaziye seslenen mekanlar olma özelliğini kazanırlar.

İSTANBUL' DA KAHVEHANELER

İstanbul' da ilk kahvehane 1554-1555 yılında, Tahtakale semtinde, Halepli Hakem ve Şamlı Şems adında iki Arap kökenli tüccar tarafından açılır. O tarihlerde Tahtakale, şehrin önemli ticaret merkezlerinden birisi olarak dikkat çekmektedir.

KANUNİ DÖNEMİNDEN 4. MURADA...

Kanuninin saltanat yılları, kahve içme alışkanlığının şehir hayatında henüz yeni kökleşmeye başladığı bir dönemi kapsamaktadır. İlk kahvehanenin açılmasıyla, padişahın ölüm tarihi olan 1566ya kadarki zaman zarfında kahve, şehir halkı tarafından tanınmış, ancak içildiği mekanlar birer muhalefet odağı niteliği kazanmamıştı. Ayrıca padişahın bu yeni içecekten zevk aldığı ve Topkapı Sarayında bir 'kahvecibaşılık' görevi tahsis ettiği bilinmektedir. Bunlar dikkate alındığında, Osmanlıda ilk yasaklama olayının bu zaman diliminde gerçekleşmediği sonucuna varabiliriz. Ebusuud Efendinin kahve yasağıyla ilgile metni, 2. Selim dönemine (1566-1574) tarihlendirmek daha doğru olabilir. Bu dönemden itibaren ulemanın dikkati, kahve alışkanlığının şehir hayatında doğurduğu sosyo-kültürel sonuçlar üzerinde yoğunlaşmış ve 1633te 4. Murad tarafından konulan şiddetli yasağın hukuki zemini yine bu çevre tarafından hazırlanmıştır. İstanbul kahvehaneleriyle ilgili bu yasak, önce halk arasında 'Koltuk kahvehaneleri' olarak tanınan gizli toplantı yerlerinin faaliyete geçmesiyle etkisini kaybetti. 4. Muradın 1640da ölümünden sonra tamamen gündelik hayattan silindi.

KAHVEHANE TÜRLERİ

Başta İstanbul olmak üzere, Osmanlı şehirlerinde iki genel toplanma tipinden söz etmek mümkündür. Bunlardan birincisi 'Mahalle Kahvehaneleri', ikincisi de 'Esnaf Kahvehaneleri'dir.

MAHALLE KAHVEHANELERİ

Mahalle kahvehaneleri, İstanbulun yanısıra Anadolu ve Balkan şehirlerinde karşımıza çıkan en yaygın sosyalleşme mekanlarıdır. Buraları sadece sohbet mekanları değil, aynı zamanda dini-destani kitapların okunduğu ve çeşitli oyunların oynandığı yerler olmuştur. 16. ve 17. yüzyıllarda İstanbul' u ziyaret eden batılı seyyahlar, bu mekanlarda en çok tavla ve satranç oynandığını, buna karşın Avrupada rağbet gören kağıt oyunlarının hiç tanınmadığını kaydetmektedirler. Müslüman mahallelerinde kahvenin yanısıra çeşitli soğuk şerbetlerin de içilebildiği bu mekanlar, özellikle Hıristiyan cemaatlerin oturdukları mahallelerde müşterilerine alkollü içecek de veren bir meyhane olma özelliğini de taşımışlardır.

ESNAF KAHVEHANELERİ

Esnaf kahvehaneleri ise şehrin daha çok ticaret bölgeleri sayılan Beyazıt, Aksaray, Eminönü, Galata ve Üsküdar' da yoğunlaşmışlardır. Bu kahvehaneleri birer lonca merkezi olarak da tanımlamak mümkündür.

TÜRK KAHVESİ NASIL PİŞİRİLİR

İçme suyunu fincanla ölçerek cezveye koyunuz.
Her fincan için iki çay kaşığı kahve (5 gr), iki çay kaşığı şeker (arzuya göre) ilave ediniz.
Kısık ateşte kahve ve şekeri iyice karıştırınız.
Bir süre sonra kabaran köpüğü fincanlara pay ediniz.
Kalan kahveyi bir taşım daha pişiriniz ve fincanlara boşaltınız.
Türk Kahvesi sunulurken yanında su verilmesi gelenektir. İçilen su ağzı kahve lezzetine hazırlar.

Çay

Ayfer T. Ünsal, yeşil çayın ABCsini araştırdı. İşte doğudan batıya çay...
Gaziantepte yaşayan ünlü bir botanist var: İlhan Aslanyürek. Sadece ilkokul okuyan bu şaheser adam, gerek bölgenin, gerekse tüm Anadolunun florasını bilmekte. Bilgisi sayesinde müthiş bir çevreci ve ülkemizdeki profesörlerin yanı sıra Japonya, İngiltere gibi ülke profesörlerince de tanınmakta..

Gaziantepte Kürkçü Hanının yanında aktar dükkanı var. Burada yerel bitkilerin yanı sıra Anadoluda yetişen hatta ithal edilen bitkileri satıyor. Aslanyürekten çok şey öğrendim, sadece hangi bitkinin ne işe yaradığını değil, nerede yetiştiğinide...

Yılbaşında dostları için bitki çaylarından oluşan bir paket hazırlamıştı. Bu paketin içerisinde Latince ismi Camellia sinensiz olan yeşil çay da vardı. Ben yeşil çayı sadece Çinde yetişir olarak bilirdim. Ama Aslanyürek sayesinde öğrendim ki fermantasyona uğramadan sadece yaprak olarak kurutulan tüm çay yaprakları yeşil çay olabilir. Kısaca bizim ülkemizde de yeşil çay var...

Ancak bilinmediği için kullanamıyoruz. Gaziantepte önceleri kaçak, şimdilerde ithal olarak satılan Sri Lanka veya benzeri ülkelerden gelen çaylar var. Simsiyah olan bu çaylar çok da buruk lezzetli. Bu türden pek hoşlandığım söylenemez ama sevindirici olan ülkemizde de artık damak tadımızı tatmin edecek güzel çaylar üretiliyor olması. Kendi ideal harmanım, kaliteli Türk çayı ve az miktarda Earl Greyden oluşuyor. Şimdilerde Aslanyürekten esinlenerek bu karışımın içerisine az miktarda kurutulmuş yeşil çay yaprakları da ilave ediyorum. Hoş bir tad çıkıyor ortaya.

Literatürde yeşil çay

Çay, yabani olarak Tibette yetişir. Bugün, dünyanın geri kalan tropikal olan ve olmayan ülkelerinde, Hindistan, Sri Lanka, Sovyetler Birliği, Türkiye, Japonya ve Arjantin gibi ülkelerde de yetişiyor. Çay, Alman bir botanist ve zoolog tarafından keşfedilmiş bu yüzden de Latincesi onun ismini taşıyor. Simon and Schusterin yayımladığı Herbs and Spices isimli kitapta, bu adamın isminin Jesuit G. Kamel olduğu yazıyor. Kamelın Almanyaya yazdığı bir mektupta Çinde sıcak içilen ve ismi cha olan bir bitkiden bahsettiği biliniyor. Demek ki bizim çay kelimemiz taa Çinden gelmiş. Eşime göre batıya tea olarak gitmesinin nedeni ise Rus alfabesi! T harfi Ç okunuyor Rusçada...

Çay, Türkçede bir anlama daha geliyor... Dereden büyük, ırmaktan küçük akarsu diye yazıyorlar sözlükler. Kimbilir belki bir ilişki vardır içtiğimiz çay ile...

Çayın fincan içerisinde demlenerek içilebilecek hale getirilmesini ilk kez İngilterede Thomas Twining yapmış. Fransız yazar, Stephan Reimertzin en çok sevdiği iş, çay içmekmiş. Bu çok sevdiği işi insanlara daha iyi anlatabilmek için oturmuş kitap yazmış. Oradan aldığım bilgiye göre, çay üç şekilde işlenirmiş; fermantasyona uğramış siyah çay, Bugün yaygın olarak içtiğimiz yarı fermentasyona uğratılmış oolong çayı, herhangi bir işleme tabi olmadan toplanan yeşil çay... Doğrusu bunları okuyana kadar bizim de günlük çayımızı fermantasyona uğradıktan sonra içtiğimizi bilmiyordum. Genç sürgünler toplandıktan sonra hemen fabrikaya götürülüp kurutuluyor ve suyunu kaybeden yapraklar bu şekilde fermentasyona hazır hale getiriliyor.

Yazının başında çayın Tibette yabani olarak bulunduğunu yazmıştım. Tibette çayı tereyağı ile hazırlarlarmış. Belki beslenme değeri olan bir içecek yapmak için. Tıpkı İngilterede süt ile içtikleri gibi...

Nerede nasıl tüketiliyor?

Japonyada çay, seramoni ile içiliyor. Japoncada chanoyu kelimesi çayın sıcak suyu anlamına geliyor. Çay ikram ederken yapılan seramoniler bazen farklılık gösterebiliyor. Detaya girmek için yerim yeterli değil.

Asyanın bazı ülkelerinde çay yaprakları sebze ile tüketiliyor. Hatta salamurası yapılıyor. Bu ülkelerden birisi Birmanya, diğeri ise Tayland.

The Oxford companion to Food, Alan Davidson tarafından geçen sene yazılan güzel bir kitap. Orada verilen bilgiye göre, çay yaprağından yapılan yemekler; Burmada lepet-sa, Taylandda miang ve Vietnamda yine leppet olarak isimlendiriliyor.Vietnamda ton balığı ve domuz etinden yapılan leppet, çayın içerisinde pişirilir! Bu yemeği ideal yapmanın yolu, nilüfer çiçeği tadındaki çayla yapılmasıdır. Çay burada yemeğin tadını dengeleyici bir rol üstlenir.

Lepet Burmanın da geleneksel yemeğidir. Lepet, salamura yapılmış çay yapraklarının yemekten sonra tatlı gibi ikram edilmesidir.Salamuraçok genç çay yapraklarından yapılır. Lepet, genellikle çayla ikram edilir. Lepet, birçok bölümleri olan vernikli bir kutuda kızartılmış sarmısak, kavrulmuş susam, kızartılmış bakla ve tuzla ikram edilir.

Çayların Sınıflandırılması


Çay sınıflandırılması karıştırılan ve yanlış anlaşılan konulardan biridir. Çayların sınıflandırılması dünya çapında standardize edilmemiştir ve sınıflar orijine göre farklılık gösterebilmektedir. Ayrıca bir çayın sınıfı tadını ve kalitesini belirtmek zorunluluğu da yoktur.

Çay tadı ve kalitesi ülke orijini, çayın çeşidine ve genellikle üretildiği bölgeyle isimlendirilir, bahçe veya tarla, rakım, hasat ve hasattan sonraki işleme gibi birçok farklı faktörle belirlenir. Siyah çaylar çoğunlukla yaprak veya partikül büyüklüğü esas alınarak sınıflandırılıp satılır. Çayın hasatı ve işlenmesinin yaprağın son büyüklüğü ve dolayısıyla çay sınıfı üzerinde büyük etkisi vardır.

Siyah Çaylar

Siyah çayların sınıflandırılması partikül yapılarına göre olmaktadır. İlk önce iki ana kategoriye bölünmektedir; yaprak (unbroken) ve kırık (broken) çaylar.

Çay ticaretinin %95'i broken çaylar ile olmaktadır. Buna neden küçük partiküller halinde olması, daha az yer kaplaması, daha sert ve koyu dem vermeleri sayılabilir. Çayların sınıdlandırılması onların kalitelerinide belirtilmesi anlamından ziyade onların partikül büyüklüklerinden fazla bir anlam taşımamaktadır.

P: Pekoe (P) , çay fidanının ikinci yaprağından üretilen, bütün yaprak, siyah çaydır. 'Pekoe' Çincede ' beyaz saç ' anlamına gelir ve genç çay yapraklarının arka kısmının altındaki beyaz renk yüzünden erken çaylara uygulanan bir terimdir. Flowery Pekoe (FP) Uzunluğuna yuvarlatılmış, bütün yaprak, siyah çaydır.
OP: Orange Pekoe (OP) 8-15 milimetre uzunluğunda yaprak içeren, siyah, FOP'den daha az uç ihtiva eden bir bütün yaprak çaydır ve fırınlamadan sonra eleme yapıldığında belirli bir elek aralığından geçmez. OP ' nin portakalla veya portakal tadıyla ilgisi yoktur. Yaprakları eş büyüklüktedir ve uzunluğuna yuvarlanmıştır.
BOP: Broken Orange Pekoe (BOP) olarak isimlendirilen uçsuz, kırık yapraklardan oluşan sınıftır. Tippy, Golden ve Flowery terimleri bu çeşit çay için de kullanılabilir. Örneğin TGBOP uçlu, sarı, kırık yapraklı OP demektir. BOPI ise OP 'den küçük yapraklı , BOP 'den büyük yapraklı ara sınıf çaylar için kullanılır. Bu terim hem Ortodoks hem de CTC çayları için kullanılır.
F & PF: BOP 'den daha küçük yapraklı çay sınıfı PF'dir. CTC metoduyla üretildiğinde Pekoe Fanning , Orthodoks metoduyla üretildiğinde Fanning (F) olarak anılır. Bu kopuk yaprağın büyüklüğü toplu iğne başı kadardır. Yüksek kalite çaylardan elemeyle ayrılmış, 1-1.5 milimetre boyutlarında küçük toz parçacıklardır. Fannigler genellikle bütün yaprak çayları kadar iyi likör verebilirler. Fanning terimi Ortodoks ve CTC çaylarında kullanılır. Ortodoks çaylarına sınıftaki uç miktarını tanımlamak için Broken Orange Pekoe Fanning (BFOP) ve Golden Orange Pekoe Fanning (GOPF) terimleri eklenir.
D & PD: Çabuk demlenip tad ve koyuluğunu poşet maddesinden hızla geçirebildiği için normalde poşet çaylarda kullanılan, hem Ortodoks hem de CTC çay yapraklarının en küçük parça boyutudur. İzin verilen en düşük sınıf çay PD (Pekoe Dust-Pekoe Tozu) olarak bilinir. PF 'de olduğu gibi CTC metoduyla üretildiğinde PD, Orthodox metoduyla üretildiğinde(Dust) D olarak isimlendirilir. Literatürde bu büyüklük için 'Elemeden sonra kalan en küçük kırıkk parça' açıklaması yapılır ve bazen 'süprüntü' olarak anılır.

Yeşil ve Oolong çaylar

Yeşil ve oolong çayların sınıflandırılması biraz daha karmaşıktır ve daha az kalıplaşmıştır. Siyah çayın aksine, yeşil çay sınıfı ile kalite ve tad arasında doğru bir orantı vardır. Yeşil ve oolong çaylar çay çeşidine, üretim bölgesine ve toplanmaya göre fiyatlandırılırlar. Her ülke kendi yeşil çayını kendi komplike terminolojisiyle sınıflandırmaktadır.

Japon yeşil çayları,

Bölge, stil ve bardak kalitesine göre sınıflandırılmaktadır. Gnelde Extra, Choicest, Choice, Finest Fine, Good Medium, Medium, Good Common, Common, Nubs, Dust, Fanning olarak tanınırlar.

Çin yeşil çayları,

Yaprağın yaşına ve işlenmiş yaprağın stiline ve şekline göre sınıflandırılırlar. Bunlar Gunpowder, Imperial, Young Hyson , Hyson, Twankay, Hyson Skin veya Dust stillerinde üretilirler. Bu stil veya şekil kategorilerinin her biri farklı altsınıflar içerirler.

Hindistan yeşil çayları

Çin yeşil çaylarına benzer şekilde sınıflandırılırlar ve Fine Young Hyson, Young Hyson, Hyson No 1, Hyson, Soumee, Fannings ve Dust yaprak stillerinde üretilirler.

Pouchonglar Çin kokulu çaylarıdırlar ve bunlara Yasemin, Gardenya veya Yulan çiçekleriyle koku verilir. Yasemin çayı, çayın kalitesine ve kokulandırma işleminin etkinliğine göre sınıflandırılır. Yedi tane kalite standardı ve ayrıca üç tane ekstra kalite yasemin çayı üretilir.

Seylan yeşil çayları, Java yeşil çayları ve kokulu oolonglar gibi daha az bilinen ve kendi karmaşık sınıflandırma sistemlerine sahip çaylar da bulunmaktadır. Sınıfların bazıları onları daha da karmaşık yapan alt bölümlere sahiptirler. 3000 'den fazla çeşidi ve binlerce kombinasyonu ile her zevke uygun bir çay veya çay harmanı vardır. Çayın tam olarak zevkini çıkarabilmek için çayı uygun şekilde demlemek önemlidir. Her zaman soğuk şişelenmiş veya filtre suyla başlanmalıdır. Su kaynama noktasına kadar getirilmeli ve çeşidine, istenilen sertliğe göre çay 3-5 dakika demlenmelidir.

Kaynak: Gül KASAP - Gıda Mühendisi , Muammer DEMET - Zir. Yük. Müh.

Çayın faydaları


Çayın en önemli özelliği tamamen doğal bir ürün olması ve hiçbir yapay renklendirici, koruyucu ve kokulandırıcı içermemesidir. Ayrıca, sütsüz ve şekersiz alındığı sürece kalorisi yoktur ve vücudun su dengesinin korunmasında önemli bir rol oynayabilir
Kanser Önleyici

Yapılan araştırmalar hem yeşil hem de siyah çayların tüketilmesinin kanser riskini-özellikle akçiğer, bağırsak ve cilt kanserleri- azaltabileceğini bildirmektedir. Siyah çayın bileşenlerinin antioksidan etkisinin olabileceği, kanser yapıcı hücrelerin oluşmasını engelleyebileceği düşünülmektedir.

Çay, genetik özellikleri belirleyen DNAyı kontrol altında tutmaktadır. Bu da genlerin bozularak kanserli hücrelere dönüşmelerini önler. Eğer DNA doğru bir şekilde kopyalanmazsa, yanlış ve bozuk DNA elde edilir bu da genlerin genel yapısında bir bozukluğa yol açar. Bu bozukluklar da çeşitli kanserlere neden olur. Kanser riskini azaltıyor.

Çayın, flavinoid denilen anti oksidanlar açısından zengin olduğu öteden beri bilinmektedir. Bu madde de kanseri önleyici nitelik taşımaktadır.

Ağır ve yağlı yemeklerden 1 saat sonra içilen çayın hazmı kolaylaştırır. Çay, vücutta metabolizma sonucu oluşan zararlı atık ve zehirli maddeleri azaltır ve yok eder. Bu olumlu etki, çaydaki (P) vitamini diye adlandırılan antioksidan özellikli fenolik bileşiklerden kaynaklanır. Çay, bu yönüyle de bazı kanserlere karşı insan vücudunu korr. Çaya rengini veren fenolik bileşikler, damar çeperlerini güçlendirir. Sonuçta damar çeperlerinin yırtılması sonucu meydana gelebilecek, başta beyin kanaması olmak üzere her türlü kanama riskini azaltır.

Siyah ve yeşil çayın, kalp hastalıkları riskinin yanı sıra mide ve yemek borusu kanseri riskini de azalttığı tesbit edildi. Havuç, ıspanak, meyve ve diğer sebzelerde bulunan anti kanserojen madde karoteni yeterli derecede almayan, sigara ve alkol tüketen ve midelerinde H pylori bakterisi bulunan kişilerde mide kanseri riski bulunuyor. Yeterli miktarda çay içen ve mide sağlığına önem veren kişilerde ise bu risk azalıyor.

Daha önceki araştırmalarda yeşil çayın içinde bulunan polifenol maddesinin, kanser tümörlerinin etrafında oluşan ve tümörleri besleyen kan damarlarını tıkadığı belirlenmişti. Yeşil çay içme alışkanlığının bulunmadığı Batıda, bu yüzden kanser vakalarının Uzakdoğu ülkelerine oranla daha fazla görüldüğü belirtildi. Günde 4-5 bardak yeşil çay içenlerin, cilt kanseri riskinden korunabileceklerini düşünen bilim adamları, cilt kanserine yakalanmış olanlara ise yeşil çayı kür edici bir ilaç olarak tavsiye edemeyeceklerini belirtiyorlar.

Diş Sağlığı

Çay, doğal olarak florür içerdiği için, diş minesini kuvvetlendirir ve ağızdaki bakterileri kontrol altında tutarak plak oluşumunun azalmasına yardımcı olur. Böylece diş eti hastalıklarına karşı koruma oluşturur. Mineral maddeler nedeniyle diş sağlığı için çay içilmesi çok önemlidir.

Kalp ve Damar Sertliği

Çaydaki kafeinin kalp ve dolaşım sistemi için hafif bir uyarıcı olabileceği ve böylece damar sertliği olasılığını azaltabileceği düşünülmektedir. Ayrıca, çayın kolesterolü bastırdığına ve kan pıhtılarının oluşmasını engellediğine de inanılmaktadır.

Dinlendirici & Konsantrasyon Artırıcı

Çaydaki kafein, konsantrasyonu, uyanık ve isabetli olmayı attırabilir, tat ve koku alma duyularını güçlendirebilir. Ayrıca, hazım sağlayan sıvıları, böbrek ve karaciğer de dahil olmak üzere metabolizmayı uyarır ve böylece toksinlerin ve diğer istenmeyen maddelerin vücuttan atılmasına yardımcı olur.

Çaydaki kafein nedeniyle çayın dinlendirici özelliği vardır. Çaya özel teanin maddesi, beynin alfa dalgaları yaymasını teşvik eder. Bu dalgalar, uyuşukluk yapmadan dinlenme özelliğindedir. Kafein, sinir sistemini uyarır, damarların genişlemesini, kan devrinin hızlanmasını sağlar. Çay içenlerde zihin açıklığı olur. Ders çalışırken, kitap okurken verimliliği artırır.'

Diğer Faydaları

Çayın, vücuttaki zararlı maddeleri yok eder.
İshali durdurur.
Böbreklerin daha iyi çalışmasını sağlar.Çaydaki teobromin ve teofilin maddeleri de idrar sökücü özelliğe sahiptir. Böbreklerin düzenli çalışmasını sağlar.
İçerdiği mineral maddeler nedeniyle vücuttaki mineral madde dengesinin kurulmasında sudan çok daha etkilidir.
Çay banyoları, sıcak çay emdirilmiş temiz tülbent veya pamukla yapılan kompres ve pansumanlar, göz ve ciltteki bazı rahatsızlıkları giderir, dış derideki hemoroid memelerini küçülttüğü ve ağrıları dindirir.
Kaynak: Muammer Demet