|

Atalarımız
"can boğazdan gelir" demişler. Bu sözler canlılığını ancak beslenmeyle
olabileceğini göstermektedir. Ancak eski çağlardan beri, bilim adamları,
gözlemleri ve bilimsel araştırmaları ile "canın boğazdan gittiğini" de
göstermişlerdir. Başka bir deyimle "yemek için yaşamak" diyenlerle
"yaşamak için yemek" diyenler tartışıp durmuşlardır. "Canın çektiği şeyi
yemeden yaşıyorum denir mi?" görüşüyle hareket edenler, beslenmede
belirli kurallara uymanın anlamsız olduğunu savunurlar. Bunun yanında,
insan sağlığıyla ilgilenen bilginler; oburluğun, gelişi-güzel yemenin
sağlığı bozduğunu belirtmişlerdir. Tıbbın babası sayılan Hippocrates,
ondan sonra gelen Celcus, belirli besinlerin çok yenmesinin sağlığı
bozduğunu, diğer bazılarının sağlık için gerekli olduğunu, belirli
düzene göre beslenilmesi gerektiğini yirmi yüzyıl önceden
bildirmişlerdir.
Dokuzuncu yüzyıl sonlarında yaşayan Türk düşünürü İbni Sina, oburluğun;
sadece haz duyma amacıyla beslenmenin, sağlık üzerindeki zararlarını
açıklayarak, bilimsel araştırmaların ışığında bugün de geçerli olan
öğütlerde bulunmuştur.
İnsanın canının çektiği ya da haz duyduğu şekilde beslenmesi, geçmiş
deneyimleri, alışkanlıkları, dini inançları, gelenek ve göreneklerinin
bir sonucu olduğundan, toplumdan topluma, kişiden kişiye değişir. Bu
değişiklikler sonucu her toplumun kendine özgü mutfak ve beslenme
kültürü ortaya çıkmıştır. Beslenme ve mutfak kültürünün özelliği yemek
hazırlama ve pişirmede görüldüğü gibi, besin seçiminde ve sofra
düzeninde de belirginleşmiştir.
Toplumların sosyal, ekonomik ve kültürel yaşamlarındaki değişmeler,
beslenme alışkanlıklarının da zamanla değişmesine neden olur.
Zenginleşme, çoğu kez geleneksel besinler yerine, besleyici değerleri
düşük sataştırılmış besinlerin tüketiminin artmasına neden olur.
Toplumlararası iletişimin artmasıyla başka toplumların uygulamalarının
daha sağlıklı olduğunu düşünenler artar. Örneğin, et yenmeden
beslenilmiş olamayacağına inanan kişiler yanında, et görmeye tahammül
edemeyenler de bulunabilmektedir. Bugün dünyanın ekonomik yönden en
gelişmiş "etobur" olarak bilinen ABD 'nde "et oburların", kendi
deyişleriyle "vejetaryenler" in sayısı hızla artmaktadır. Kimine göre;
sabah pastırmalı kızarmış yumurta, öğle biftek, akşam pirzola "sağlıklı
beslenme" olurken; diğerine göre; sabah mısır gevreği, süt, meyve, öğle
soya fasulyesinden yapılmış et benzeri sebze, akşam meyve çökelek-ekmek
sağlıklı beslenmedir. Bazılarımız "et yemeyen budala olur" derken,
yüzyılımızın başında mazlum ulusların önderi olmuş büyük Atatürk'ün en
sevdiği yemeğin kuru fasulye-bulgur pilavı olduğu düşünülmez. Ya ömründe
et yememiş bir Gandi'nin dünyanın ikinci kalabalık ülkesinin önderi
olduğuna ne demeli?
18. yüzyıla değin çok yemenin, az yemenin, belirli besinleri yemenin, ya
da yememenin sağlık üzerindeki etkileri konusu tartışılmış ve bu yönde
öneriler getirilmiştir. Bunun nedeni besinlerin tek bir öğeden
oluştuğuna inanılmasındandı r.
Modern kimya ve fizyoloji bilimi 18. yüzyılda hızlı gelişmeler
kaydetmiştir. Bu yüzyılda Antonie Lavoiser, hayati olayın oksijen alıp
karbondioksit verme şeklinde oluşan solunumdan ibaret olduğunu
göstermiştir. Lavoiser, oksijen ve karbondioksit gazlarını ölçmek
suretiyle vücutta besin maddelerinin yanması ile meydana gelen ısıyı
hesaplayabilmiş ve fazla çalışan kimsenin fazla ısı meydana getirdiğini,
bu sebeple de fazla yiyecek alması gerektiğini ortaya koymuştur. Bu
yüzyılda besinlerin sindirilmesi üzerinde çeşitli fikirler ortaya
atılmıştır. Yine bu yüzyılda Dr. Lind' in limonsuyu ile iskorbüt
hastalığını tedavi etmesine rağmen bunun gerçek nedenleri ancak 20' nci
yüzyılda öğrenilebilmiştir.
19. yüzyılda besinlerin birden fazla besin öğesi içerdiği görüşü kabul
edilmiş ve bu öğeler karbonhidrat, yağ ve protein olarak
adlandırılmıştır. Bu görüşle beraber, besin öğelerinden .bazılarının
eksikliğinde yaşamanın imkansız olduğu çeşitli denemelerle gösterilmeye
başlanmıştır. Sadece şeker ve yağla beslenen deney hayvanlarının kısa
zamanda ölmelerine karşın, protein ile beslenenlerin yaşamış olması bu
son öğenin vücudun yapı taşı olduğu fikrini ortaya koymuştur.
19. yüzyılın sonlarında yiyeceklerin bileşimini tayin yöntemlerinin
geliştirilmiş olması, yüzyılın başlarında yiyeceklerin karbonhidrat, yağ
ve proteinden başka çeşitli madensel maddeleri ve vitaminleri de
içerdiğinin ortaya konmasını sağlamıştır. Laboratuar hayvanları ve
insanlar üzerinde yapılan denemelerle besinlerde bulunan çeşitli besin
öğelerinin her birinin vücudun büyümesi ve sağlığı için elzem olduğu ve
bu besin öğelerinin yetersiz alınması durumlarında büyümenin ve sağlığın
tam olarak mümkün olmadığı ortaya konmuştur. Yiyecekler
saflaştırıldığında bazı besin öğeleri kayıp olduğundan belirli
hastalıklar ortaya çıkmış, bunların tedavisi için zenginleştirme
programlan geliştirilmiştir.
Görülüyor
ki, bugünkü beslenme bilgilerimiz son yüzyıl içerisinde yapılan
denemelerin sonucudur ve bugün bu alandaki araştırmalar hızla devam
ettiğine göre yeni bulgular bugünkü bilgilerimize yenilerini
eklemektedir.
BESLENME NEDİR ?
Beslenme, açlık duygusunu bastırmak ya da canın çektiği şeyleri yemek
içmek değildir. Ekmek ve şekerli çayla açlık duygusu bastırılabilir ya
da sabah pastırmalı yumurta, öğle biftek, akşam pirzola yiyen kişiye "ne
kadar iyi besleniyor" diye özenilebilir. Bilimsel açıdan bunların
hiçbiri beslenmeyi tanımlamaz. Beslenme, insanın büyüme, gelişme,
sağlıklı ve üretken olarak uzun süre yaşaması için gerekli olan öğeleri
alıp vücudunda kullanmasıdır. Bugüne değin yapılan bilimsel araştırmalar
insanın yaşamı için 40'ı aşkın türde besin öğesine gereksinmesi olduğunu
ortaya koymuştur. Ayrıca, bilimsel araştırmalarla, insanın, sağlıklı
büyüme ve gelişmesi, sağlıklı ve üretken olarak uzun süre yaşaması için
bu öğelerin her birinden günlük ne kadar alması gerektiği de
belirlenmiştir. Bu öğelerin herhangi biri alınmadığında» gereğinden az
ya da çok alındığında, büyüme ve gelişmenin engellendiği ve sağlığın
bozulduğu bilimsel olarak ortaya konmuştur. Bu alandaki araştırmalar,
insana en çok benzeyen deney hayvanları üzerinde yapıldığı gibi,
insanlarda gözlenen hastalıklardan yola çıkarılarak da bilimsel veriler
toplanmıştır. Hatta bazı bilginler, tasarımlarını kendi üzerlerinde
deneyerek veriler toplamışlar ve bilini uğruna yaşamlarını
yitirmişlerdir.
BESİN ve BESİN
ÖĞELERİ
Yenebilen bitki ve hayvan dokuları "besin" olarak tanımlanır. Besinler
organik ve inorganik öğelerden oluşmuştur. Bu öğelere "besin öğeleri"
denir. Canlıların en gelişmişi olan insan doğadaki diğer canlıları
yiyerek yaşamını sürdürür. İlkel insan doğada bulabildiği her canlıyı
yerken, zamanla bunlar arasında seçim yapmayı, seçtiklerini üretmeyi,
ürettiklerini, bulunmayan mevsime değin saklamayı, pişirerek daha uygun
duruma getirmeyi öğrenmiştir. İnsan bununla da kalmamış, besin olarak
ürettiği her şeyin bileşimini merak ederek analizini gerçekleştirmiştik
Bilim ve teknoloji ilerledikçe, besinlerdeki bu öğeler tek tek ayrılmış
ve özellikleri saptanmıştır. Bu öğelerin yapıları ve özellikleri
bilindikten sonra, bunların bazıları kimyasal maddelerden belirli
yöntemlerle yapılarak ilaç şeklinde paketlenmiş, bazıları saf öz,
bazıları da yoğun bir duruma getirilebilmiştir. Bugün 40'ı aşkın besin
öğesi bir küçük şişe içine konup insanın beslenmesi sağlanabilmektedir.
İnsan günlük yaşamında 40' ı aşkın öğeyi belirli oranda tartıp bir araya
getiremeyeceği gibi, yeme ve içmeden haz duymak ister. Bir yandan
yemekten haz duyarken, diğer yandan yaşamı için gerekli öğeleri uygun
bir düzen içinde sağlamayı amaçlar. Bu da doğal besinlerin yaşam için
gerekli besin öğeleri yönünden içeriklerini, uygulanacak hazırlama,
pişirme ve saklama işlemlerinin bunlar üzerin-
deki etkilerini bilerek, seçim ve uygulamaları buna göre yapmakla
olasıdır.
Belirli besin, örneğin ekmek ya da et 40'ı aşkın besin öğesinin her
birini istenen düzende sağlayamaz. Bazı besinler bunların bazılarından
zengin, bazılarından yoksun olabilirler. Ayrıca belirli besin öğesinden
zengin olan bir besine uygulanan bir pişirme işlemi, o besin öğesinin
yok olmasına neden olabilir. Bu durumda "gereği gibi" ya da "sağlıklı"
beslenebilmek için hangi besinlerin ne miktarlarda yeneceği, hangi
yöntemler uygulanarak hazırlanıp pişirileceği konularında her insanın
belirli bilinç düzeyine ulaşması zorunludur. Beslenme bilimi bu bilinci
sağlar.
Besinler yendikten sonra, sindirim kanalında küçük yapıtaşlarına
ayrılır. Bu yapıtaşları kana emilerek vücudun bütün dokularına
taşınırlar. Burada bir yanda solunumla alman oksijen varlığında yanıp
enerji oluştururlar, diğer yandan küçük parçalar birleşerek yeni dokular
ve savunma hücreleri oluşur ve eskiyen dokular yenilenir.
Yeterli ve Dengeli
Beslenme
Vücudun büyümesi, yenilenmesi ve çalışması için gerekli olan bu besin
öğelerinin her birinin yeterli miktarlarda alınması ve vücutta uygun
şekilde kullanılması durumu "yeterli ve dengeli beslenme" deyimi ile
açıklanır. Bu besin öğeleri vücudun gereksinmesi düzeyinde alınamazsa,
yeterli enerji oluşmadığı ve vücut dokuları yapılamadığından "yetersiz
beslenme" durumu oluşur. İnsan gereğinden çok yerse, bu besin öğelerini
gereğinden çok alır. Çok alınan bu öğeler vücutta yağ olarak
biriktiğinden sağlık için zararlıdır. Bu durum "dengesiz beslenmedir".
İnsan yeterince yemesine karşın, uygun seçim yapamadığı, ya da yanlış
pişirme yöntemi uyguladığı için bu besin öğelerinin bazılarını
alamayabilir. Bu durumda o besin öğesinin vücut çalışmasındaki işlevi
yerine getirilemediğinden yine sağlık bozukluğu oluşur. Bu durum da
"dengesiz beslenme" dir.
Yetersiz ve Dengesiz
Beslenmenin Zararları
Yetersiz ve dengesiz beslenme durumlarında vücudun büyüme, gelişme ve
normal çalışmasında aksaklıklar olacağından "yeterli ve dengeli beslenme
sağlığın temelidir", diyebiliriz. Yetersiz ve dengesiz beslenme birçok
hastalıkların (beriberi, pellagra, iskorbüt, marasmus, xeropthalmia,
raşitizm gibi) doğrudan sebebi olduğu gibi, diğer bir çok hastalıkların
(kızamık, boğmaca, verem, ishal gibi) kolay yerleşmesinde ve ağır
seyretmesinde önemli rol oynar. Yetersiz ve dengesiz beslenen bir
kişinin vücudu mikroplara karşı dayanıklı değildir. Bu bakımdan bu gibi
kimseler kolay hasta olurlar ve hastalıkları ağır seyreder. Ayrıca,
herhangi bir besin öğesinin yetersiz alınması durumunda vücutta o besin
öğesinin görevi yerine getirilemeyeceğinden vücut çalışması aksamakta ve
hastalık baş göstermekte dir. Yetersiz beslenmenin hüküm sürdüğü
toplumlarda sosyal düzensizlikler olağan şeylerdir. Karnı aç, vücut
organları az gelişmiş, çalışma enerjisi olmayan bir kimse başkasının
malına göz koyacaktır. Ekmeği olmayan, ekmeği çok olandan çalmak ister,
bu istek onun en doğal gereksinmesini karşılamak içindir. Dengesiz
beslenme, insanın çalışma, planlama ve yaratma yeteneğini düşürür.
Ekonomik bakımdan gelişmiş olmanın ilk şartı insan gücünü üretimi
artırmak için kullanabilmektir. Yetersiz ve dengesiz beslenme yüzünden
zihnen ve bedenen iyi gelişmemiş, yorgun, isteksiz ve hasta bireyler
toplum için bir güç ve kuvvet değil, bir yüktür.
Toplumdaki bireylerin, özellikle çocukların fiziki görünüşleri hal ve
hareketlerinden yeterli ve dengeli beslenip beslenemedikleri hakkında
bir fikir edinmek olasıdır. Yeterli ve dengeli beslenen kişilerin
görünüşünü şöyle tarif edebiliriz: Sağlam bir görünüş; hareketli ve
dikkatli bakışlar; muntazam, pürüzsüz, hafif nemli, hafif pembe bir
cilt, canlı ve parlak saçlar, kuvvetli, gelişimi normal kaslar, düzgün,
iyi gelişmiş kol ve bacaklar; sık sık baş ağrımasından şikayet etmeyen,
iştahlı, çalışmaya istekli, vücut ağırlığı boy ve yaşına orantılı, akli
gelişimi normal, devamlı çalışabilen bir kişilik. Yetersiz ve dengesiz
beslenenlerin görünüşü ise: Sallantılı, pasif, eğilmiş bir vücut; şişkin
bir karın, ciltte çeşitli yara ve pürüzler, sık sık baş ağrısından
şikayetçi, iştahsız, yorgun, isteksiz bir kişilik; akli gerilik, hal ve
hareketlerde dengesizlik ileri aşamadaki yetersiz beslenmenin
işaretlerindendir. Vücut ağırlığının boy ve yaşa göre fazla olması, yani
şişmanlık, genellikle dengesiz beslenmenin işaretlerindendir
Bir toplumdaki bireylerin yeterli ve dengeli beslenip beslenmediklerine
sadece dış görünüşüne bakarak hüküm vermek doğru değildir. Toplumdaki
bireylerin gerçek beslenme durumları bilimsel yöntemlerle tespit
edilmektedir. Yapılan çeşitli araştırmalar, toplumumuzun önemli bir
kısmının dengesiz beslenmekte olduğunu ifade etmektedir. Dengesiz
beslenmenin etkilediği grupların başında ise gelişmekte olan çocuklar,
gençler, gebe ve emzikli anneler gelmektedir. Dengesiz beslenmenin
nedenleri araştırıldığı zaman, beslenme bilgilerinden yoksunluğun diğer
faktörler kadar önem taşıdığı görülmektedir. Bu bakımdan dengesiz
beslenmenin önlenmesinde beslenme eğitimi büyük önem taşımaktadır.
Besin Öğelerinin
Gruplandırılması ve Vücut Çalışmasındaki Etkinlikleri
İnsanın gereksinmesi olan ve besinlerin bileşiminde yer alan 40' ı aşkın
besin öğesi kimyasal yapılarına ve vücut çalışmasındaki etkinliklerine
göre 6 grupta toplanabilir. Bunlar; proteinler, yağlar, karbonhidratlar,
madenler, vitaminler ve sudur.
Proteinler sindirim kanalına yapıtaşları olan amino asitlere ayrılarak
kana geçerler ve kanla karaciğere taşınırlar. Burada tekrar belirli
düzen içinde birleşerek vücut proteinlerini yaparlar. Proteinler
hücrelerin esas yapısını oluşturur. Belirli hücreler birleşerek vücut
dokuları ve organları yapılır. Böylece, protein, büyüme ve gelişme için
başta gelen besin öğesidir. Birçok hücre zamanla ölür ve yenileri
yapılır. Bu nedenle proteinler, hücrelerin sürekliliği için de başta
gelen besin öğesidir.
Vücudun savunma sistemlerinin, vücut çalışmasını düzenleyen enzimlerin,
bazı hormonların da esas yapılan proteindir. Protein aynı zamanda
vücutta enerji kaynağı olarak da kullanılır.
Yetişkin insan vücudunun ortalama %16'sı proteinden oluşmuştur Bu, depo
şeklinde değil, çalışan ve belirli ödevler yapan hücreler şeklindedir
Yetişkin insan vücudunun ortalama %18'i yağdır. Genelde kadınların
vücudunda erkeklere göre daha çok yağ bulunur. İnsan harcadığından çok
yediğinde vücudun yağ oranı artar, harcadığından az yediğinde ise
azalır. Bu nedenle vücut yağı insanın başlıca enerji deposudur. Enerji
kaynağı besin almadığında vücudundaki bu depoyu kullanır. Yağ en çok
enerji veren besin öğesidir. Vitaminlerin bir bölümü vücuda yağla
alınır. Yağ mideyi yavaş terk ettiğinden doygunluk verir. Derialtı yağ
vücut ısısının hızlı kaybını önler. Yağın yapıtaşlarının bazıları,
vücudun düzenli çalışması için gerekli bazı hormonların yapımı için
gereklidir.
Karbonhidratların başlıca etkinliği enerji sağlamalarıdır. Günlük
enerjimizin çoğunu, karbonhidratlardan sağlarız. İnsan vücudunda
karbonhidrat çok az miktarlarda, glikojen olarak tutulur. Glikojen en
çok karaciğerde yer alır. Diğer organlarda ve kaslarda da bir miktar
glikojen bulunur. Kanda glikoz şeklinde belirli miktarda bulunması,
dokulara sürekli enerji sağlanması bakımından önemlidir. Yetişkin insan
vücudundaki toplam karbonhidrat miktarı %1'in altındadır.
Yetişkin insan vücudunun ortalama %6'sı madenlerden oluşmuştur.
Madenlerin bir bölümü iskelet ve dişlerin yapıtaşıdır. Diğer bir bölümü
vücut suyunun dengede tutulmasını sağlar Bazı madenler, vücutta besin
öğelerinden enerji oluşması için zorunlu oksijenin taşınması için
gereklidir. Bazı madenler de vücudun çalışmasını düzenleyen enzimlerin
bileşiminde yer alır.
Vitaminlerin bir bölümü, besinlerle aldığımız karbonhidrat, yağ ve
proteinden enerji ve hücrelerin oluşması ile ilgili biyokimyasal
olayların düzenlenmesine yardımcı olurlar. Bazı vitaminler kalsiyum ve
fosfor gibi madenlerin kemik ve dişlerde yerleşmesine yardımcıdır. Bazı
vitaminler de vücut için gerekli bazı besin öğelerinin bozulmadan
işlevini sürdürmesi ve bazı zararlı maddelerin etkilerinin
azaltılmasında yardımcıdırlar.
Su, besinlerin sindirimi, dokulara taşımaları, hücrelerde kullanılmalar!
sonucu oluşan zararlı artıkların ve vücutta oluşan fazla ısının atılması
için gereklidir. Vücuttaki bütün kimyasal olaylar çözelti içinde
oluştuğundan, vücutta yeterince su bulunması yaşam için zorunludur.
Yetişkin insan vücudunun ortalama %59'u sudur. Bebeklerin vücudunda su
oranı yetişkinlerinkinden daha yüksektir.
Görüldüğü
gibi, canlılığın temeli, besinlerin alınması, sindirilmesi, hücrelere
taşınması, solunumla alman oksijen varlığında enerjiye dönüştürülmesi,
küçük parçaların birleştirilerek yeni ve yıpranan hücrelerin yapılmasına
dayanır. Bu olaylar "metabolizma" deyimiyle açıklanır. Yağ, karbonhidrat
ve proteinlerin yapıtaşlarının madenler ve vitaminlerin yardımıyla
yakılıp enerji oluşması sürecine "katabolizma", küçük parçaların yine
vitaminler ve madenlerin yardımıyla birleşerek hücrelerin yapımı
sürecine "anabolizma" denir. Herhangi bir besin öğesinin tek başına bir
etkinliği yoktur. Bütün besin öğeleri birlikte alındığında vücut normal
büyüme ve gelişimini, sağlıklı ve güçlü çalışmasını sürdürür.
KAYNAK :
Prof. Dr. Ayşe
Baysal "GENEL BESLENME"
|